//
LGBTHaber.Net
Röportaj

“Erkeklik gibi yüce bir makamdan” “kadınlık gibi aşağılık bir makama” inmek: Mira’nın hikâyesi

İstanbul Üniversitesi’nde Yunan Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gören, 22 yaşındaki Stefania Mira Yılmaz, geçtiğimiz haftalarda internette çok konuşulan isimlerden biriydi. Onu, verdiği hayat mücadelesi ile tanıdık.

“Erkeklik gibi yüce bir makamdan” “kadınlık gibi aşağılık bir makama” inildiğini düşünen bir toplumda Mira’nın karşılaştığı sorunlar aslında kendi hikâyelerimizin parçalarından biri. Sorunların ana nedeni apaçık ortada.

Cinsiyet değiştirme ameliyatı için indiegogo’da başlattığı kampanyasının ise desteğe ihtiyacı var. Kendinden emin genç bir kadın olan Mira; soruları samimiyetle yanıtlayarak kendini, yaşadıklarını ve kampanyasını anlattı.

Nasıl anladın?

Aslında her birey gibi ben de bilişsel sürecime başladığımda anladım. Konuşma, anlama, yürüme vs bu süreçlerde insanlar yavaş yavaş cinsiyetini ve ilgi alanlarını keşfediyor. Hangi oyuncakla oynamak, hangi kıyafetler giymek istediğini, ne renk sevdiğini vs. Ben de bu süreçte kendimi kız gibi hissettim. Gibi demek de istemiyorum ama mahalledeki arkadaş ortamına girene kadar kendimi zaten ablamla aynı cinsiyette sanıyordum. Hiçbir farkım yok gibiydi ama dışarı çıktığımda gördüm ki evet bir fark var ama bu benim erkek olduğum anlamına da gelmiyor. Ben farklı bir kızım sadece, böyle gördüm kendi kendimi.

Mira Yılmaz, LGBTİ haklarıKaç yaşlarındaydın?

Dört, beş yaşlarındaydım. Birinci sınıfta tam olarak anlıyorsunuz ki bu sefer kesinleşmiş oluyor, farklıyım ben. Çünkü bir sınıfa giriyorsunuz. Uzun saçlılar var bir de kısa saçlılar var. Etek giyenler var, bir de pantolonlu önlük giyenler var. Sana pantolonlu önlük giydirilmiş ama sen onlara ait hissetmiyorsun kendini. Diğerleri gibi hissediyorsun ama şartlar el vermiyor. Senin saçın kısa, önlüğün eteksiz. O zaman anlıyorsun ki yanlış giden bir şey var. Teneffüste aşağı insem erkek çocukların oyunları ilgimi çekmiyor. Onlar için de çok sıkıcı bir insanım. İlgilenmiyorum, anlamıyorum… Muhabbetlerine dahil olamıyorum. Onlar da beni sevmiyorlardı. Arka sıralarda kızlar oturuyordu, resim çiziyorlardı falan. Onların yanına gitsem“Acaba bir şey derler mi” diye düşünüyorum çünkü saçım kısa, önlüğüm etekli değil. O zaman anlamıyorsunuz, birinci sınıftasınız. Cinsiyet nedir, ne değildir daha bilmiyorsunuz. Okuldayken, uzun bir süre teneffüse çıkmadım. Üçüncü sınıfta kaynaşmaya başladım; kız arkadaşlarımla oynuyorum, oturuyorum, resimler çiziyorum.

“Üç yaşındaki Mira ne ise 22 yaşındaki Mira da odur”

Sonra bunu öğretmenim fark ediyor ve transeksüellik olabilir, aile terapisine gitmenizde fayda var gibilerinden aileme bir not yazıyor. Bu not ile birlikte ailemle birlikte psikolojik destek almaya başladım. Hiçbir şey bilmiyorum tabii. Gidiyorum; hangi oyuncaklarla oynamayı seviyorsun, kimlerle daha çok zaman geçiriyorsun, okulda en iyi arkadaşların kim gibi psikologların soruları sıkıcı geliyordu bana. Çünkü ne sebeple sorulduğunu bilmiyorsun. Oraya gidip geliyordum ama hiçbir yararı yoktu. Ben yine bendim. Hiçbir zaman değişmedim. Her zaman söylüyorum bunu üç yaşındaki Mira ne ise 22 yaşındaki Mira da odur. Değişen tek şey, o zaman küçük bir kız çocuğuydum; şu an yetişkin bir kadınım.

Bu süreçte ailenin tepkisi nasıl oldu?

17 yaşındayken anneme söyledim. Zaten o yaşlardayken transseksüelitenin tam olarak ne olduğunu bilmiyorsunuz. Karşınızda tek bir örnek var, Bülent Ersoy. Onu da kendime model olarak almıyorum. Öyle olunca ben neyim, kimim, benim gibi olan insanlar var mı, çok mu sorgulamaları başlıyor. Çünkü erkek bedenine sahibim. Sürecimden önceki dönemden bahsediyorum. Erkek bedenine sahibim, erkeklerden hoşlanıyorum. Onları ne kadar karşı cinsim olarak görsem de aynı bedene sahibiz. Bu sefer diyordum ki eşcinselim; demek ki eşcinsel bir erkeğim. Bunun için aileme ilk açıldığımda eşcinsel olarak açılmıştım. Hatta annemin şöyle bir yorumu olmuştu“Transseksüel olsan daha kolay kabul edebilirdim.” Çünkü ilk sorduğu soru şuydu:“Vücut kıllarından ve cinsel organından rahatsız oluyor musun?” O an, rahatsız olduğumu söylersem başıma farklı bir şeyler gelebileceğinden korkmuştum. İlk zamanlarda hiçbir sıkıntı yoktu, gayet güzeldi. Ama üstüne ailevi meseleler geldi. Benim olayım biraz daha gündeme gelmiş oldu ve sorunlar çıkmaya başladı. Eşcinsel olduğumu açıkladığımda ailede beni denetleme hali başlamıştı. Nereye gidiyorum, kiminle gidiyorum, ne yapıyorum falan filan gibi. İnternet konuşmalarımı, mesajlarımı okumalar. Her şeyde bir sorun, bu kim şu kim gibi. Bunlardan bunalıp babamın yanına Lüleburgaz’a gittim. Açıldıktan sonra lisede okuyordum ve o dönem bir erkek arkadaşım vardı. Kendisi aktivizm içerisinden biriydi. Transseksüelitenin ne demek olduğunu, hormon sürecini falan o öğretti. Çünkü en baştan anlamıştı o. Ben, onu hemcinsim olarak değil karşı cinsim olarak görüyordum. Bizimkisi heteroseksüel kadın erkek ilişkisiydi.

Lise bittikten sonra bir dönem babamın yanında çalıştım. Ondan sonra üniversite sınavına hazırlanıp, İstanbul’a geldim. Buraya gelmemle beraber hukuki ve tıbbi sürecimi de başlattım. Bu süreçte de annemle sorunlar yaşamaya başladım. İki yıldan beridir annemle de görüşmüyorum. Keza ablamla da aramız kötü.

Mira Yılmaz, LGBTİ hakları

“Ameliyattan sonra her şey daha farklı, daha güzel olacak”

Baba destekliyor mu?

Tam destek sayılmaz. Sırtımı sıvazlayıp, cesaretlendirici bir manevi destek yok ama ameliyatımı biliyorlar, kampanyam hakkında bilgileri var. Bir engel olma durumu yok. Sadece biraz kuşkuları var ve ben de onları biraz rahatlatmaya çalışıyorum. Ameliyattan sonra her şey daha farklı, daha güzel olacak gibi.

Bu süreçte iş imkânları nasıl?

Bunun tabii sosyal ve profesyonel hayatta birçok zorluğu olduğu gibi en önemlisi kendinle barışık değilsin. Lise sona kadar iç çamaşırıyla duş alan bir insandım. Toplumun ne düşündüğü çok da umurumda değildi. Asıl konu kendinle olan savaşın. Kendi bedeninle uyuşuk değilsin. Bu da senin özgüvenini düşüyor. Sosyal ve profesyonel hayata atılmana engel oluyor. O özgüveni kendinde bulamadığın gibi özgüvenin olsa dahi bu sefer de işverenlerin engelline katılıyorsunuz. Kadın görünümündesiniz ama mavi kimliğe sahipsiniz. Bu yüzden hiçbir şekilde bir olanak sunulmuyor. Kapılarında eleman arıyoruz, garson arıyoruz demelerine rağmen içeri girdiğinizde “Aramıyoruz ya da bulduk” diye tersleyici şekilde yanıtlar alabiliyorsunuz ya da transseksüellerle de çok çalışmak istemiyoruz, sorunlu oluyorlar gibi tepkiler de olabiliyor. Biyolojik cinsiyete sahip insanlar da sorunlu olabiliyor. Bu tamamen senin karakterinle alakalı bir şey. Transseksüel olduğun zaman sorunlu değilsin. Bunlar tabii işin bahanesi.

Engellerden dolayı insanlar çalışamıyorlar ve seks işçiliğine yöneliyorlar. Aslında iki türlü seks işçiliği var. Biri isteğe dayalı olan bir şey. Misal; 14-15 yaşlarında Doğu’dan biri gelmiş, ailesi tarafından dışlanmış, tahsilini alamamış, İstanbul’da kimseyi tanımıyor, ilk gördüğü kişiler seks işçisi olan travesti ve transseksüeller. Bu şekilde seks işçiliğine başlıyorlar. Hayatlarını kazanıp, düzenlerini kurabilmek için çalışıyorlar. O süre boyunca o hayatları ellerinden gitmiş oluyor. Tahsilleri, hiçbir şeyleri yok. Haliyle çalışma ortamları yok ve çalışamıyorlar. Başka bir iş yapamıyorlar, seks işçiliğinden başka bir seçenek kalmıyor.

Finansal durumum benim de iyi değil. KYK bursum ile hormon ilaçlarımı alıyorum. Ucu ucuna geçinmeye çalışıyorum ama bir yerden hayata tutunmaya çalışıyorum. İş bulmaya çalışıyorum, aracı koyuyorum, bir şekilde çalışıyorum. Hani böyle imkânlar da var yok değil. İmkânı olup da seks işçiliği yapanlara biraz kolaya kaçma olarak da bakıyorum. Yapmak zorunda kalan, ona mahkûm bırakılan travesti ve transseksüel bireyler de var.

Mira Yılmaz, LGBTİ hakları

Transseksüel cinayetler, intihar eden bireyler… Eylül Cansın’ın intiharından sonra ortaya çıkan sebeplerden biri de yine transseksüel diğer bireylerin baskısı…

Maalesef. Bu işi yapan insanlarda bir süre sonra paragöz olma durumu başlayabiliyor. Bu sefer bir hiyerarşi başlıyor. Kim daha fazla kazanıyor, kim daha iyi, kim daha güzel gibi. Güzellik üzerine kurulu bir şey aslında. Güzel olan daha fazla kazanıyor. Böyle olunca ortama yeni girmiş güzeller –güzel demek istemiyorum, güzel göreceli bir kavram ama– cinsiyet uyumlama sürecini atlatmış ve genç insanlar sevilmiyorlar. Eylül de aynı şekilde değişim sürecini güzel atlamış genç bir kadındı. Bir dediğimiz hiyerarşik sistem, çeteleşmede içinde örneğin Taksim’in, Harbiye’nin kızları deniyor. Bilmem nere kızları falan. Bunlar bir yeri mesken haline getirmiş. Oranın çalışma alanını alabilmek için polisle ve oranın halkı ile birçok mücadele veriyorlar, anlayabiliyorum. Oranın eskileri, orada kimin çalışıp çalışmayacağına karar veren insanlar.

“Erkek hegomanyasını tecrübe ettim”

Çevrendeki arkadaşlarının davranışları nasıldı? Tanıdığın insanların ya da polisin şiddetine maruz kaldın mı?

Erkek hegomanyasını tecrübe ettim. Bu hormon sürecime başlamadan önce aşağılayıcı bakışlara maruz kalıyordum. Çoğu kişiyi cezp etmiyordum çünkü. Süreci başladıktan sonra ilk tecrübe edilen şey metrobüslerde, toplu taşıma araçlarında taciz oluyor. Transseksüel olduğunuz anlaşılsa dahi “erkeklik gibi yüce bir makamdan” “kadınlık gibi aşağılık bir makama” iniş söz konusu oluyor. Onlar böyle düşünüyor. Bu sefer tacizlerin boyutu da artıyor.
Sosyal çevrenizi kendiniz oluşturursunuz, transfobik bir insanı zaten çevrenizde bulundurmazsınız. Bu yüzden kendi çevremdeki arkadaşlarım destek oluyorlar, cesaretlendiriyorlar.

“Transseksüel Mira değil sadece Mira olmak istiyorum”

Peki, hormon tedavi süreci nasıl işliyor?
Bir yıl psikolojik izlenim oluyor. Bir yıl sonunda da endokrinolojiye yönlendiriliyorsunuz ama bu hormon ilaçlarını aslında ömrümüz boyunca kullanmak zorundayız. Vücudunuza yansıyan ilk şeyler tende yumuşama, göğüste büyüme, kalçada genişleme vs. O süreç aslında sizi o kadar şizofreni haline getiriyor ki her gün aynanın karşına geçip acaba nerem değişti diye bakıp duruyorsunuz. Şu an iki yıl önceki arkadaşlarım tanımıyorlar.

Son olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı? Geleceğe dair planın ve umudun nedir gibi olabilir.

Ameliyatımdan sonra sosyal ve profesyonel hayatımda zaten transseksüel kimliğimi kullanma zorunluluğum olmayacak. Çevremi kendim seçiyorum, o insanların transfobik olma gibi bir ihtimali yok. Bu yüzden transaktivizmi o çevrede yapmam gerekmez. Transseksüelliği siyasi kimliğim olarak görüyorum. Ben ne zaman ki eşit yurttaş haklarına sahip olacağım bu dünyada, o kimlikten tamamen arınırım. Ama şu an bu kimliği kullanmam gerekiyor. Sosyal ve profesyonel hayatımda transseksüel Mira değil sadece Mira olmak istiyorum.

Kaynak: Gaia Dergi Röportaj: Yeşim Özbirinci / Fotoğraflar: Sasun Bazaryan

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Twitter’da takip et

Ailemize katılın!

Eli klavye tutan tüm eşcinseller LGBHaber'e destek verip ailemize katılabilir. Yapmanız gereken tek şey yedi.his@gmail.com adresine "istekliyim" başlığı ile bir mail atmak!

Kaynak Kullanımı

LGBTHaber.net bir LGBTİ eşcinsel portalıdır. Sitemizde yayınlanan haberlerin kaynakları haberlerin içinde belirtilmiştir. LGBTHaber'in özel haberi olmayan haberlerin sehven kaynak belirtilmeme durumuna karşılık haber kaynakları ana sayfamızda belirtilmiştir.
%d blogcu bunu beğendi: